23 Temmuz 2014 Çarşamba Online: 24
HABERLER
Anasayfa
   CEMİYET
   ÇOCUK
   EDEBİYAT
   KADIN
   MAGAZİN
   Misafir Kalem
   OTO DÜNYASI
   REKLAMLAR
   RÖPORTAJ
   SAĞLIK
   SPOR
   SİYASET
   Video Haber
   YEREL HABER
   İŞ DÜNYASI
   _IMPRESSUM
   ŞİMDİ ORADA OLMAK VARDI...
 
PRO NRW'ciler ateşle oynuyorlar

KAPAKTA CAMİ RESMİ

 
RÖPORTAJ
Geçmişe dönmek mümkün olsa, “yine gazetecilik yapardım”

Tarih: 07.02.2012, 12:23:51 (1149 okuma)



Röportaj:
Adnan Öztürk

Metin Gür ile röportaj yaptık.

Metin Gür ismini ilk defa Milliyet Gazetesi'nde gördüm. Senesini hatırlamıyorum, fakat yazı bir röportajdı. Daha sonra değişik toplantılarda karşılaştım, merhabalaştık, tanıştık, konuştuk. Birara Bielefeld’deki akrabalarına geldiğinde, bizide ofisimizde ziyaret etmişti. O ziyaretinde de kitap çalışmalarından bahsetmiş, hatta fikir alış verişinde bulunmuştuk. İlk nesil gazeteciler serisini hazırlamaya karar verince, Metin ağabeyi de listeye yazmıştım.

Röportaj için randevulaşınca Wuppertal’a gittim, trenden indikten sonra şehir merkezine açılan tünelin sonunda Metin ağabey ile buluştuk. Söyleşimiz için yer kararlaştırdık, daha sakin ve rahatsız eden fazla olmaz diye bir Alman kafesine gittik. Kafe, istasyon yakınlarında Kirchplatz semtindeydi. Tam yemek saati olduğu için, doluydu. Arka bölümde kendimize sakin denilecek bir masa bulduk, pardösülerimizi çıkartarak oturduk. Derken garson geldi, siparişini aldı. Kendisinden, telefon şarzını her hangi bir pirize takıp takamayacağımızı sorduk. Adam, üzülerek öyle bir hizmetlerinin olmadığını söyledi. Doğrusu biraz şaşırdım, kulaklarıma inanamadım, özel bir hizmet beklemiyorduk. Sadece telefonun fişini mevcut pirizlerden birine takacaktık, olmadı. Bu nasıl müşteri ağırlama anlayamadım, üzerinde de durmadık, hemen pastalarımızı yedikten sonra oradan bahşiş vermeden ayrıldık.

İyikide ayrılmışız oradan. Wuppertal Çepni ve Çevresi Yardımlaşma Derneği’ne gittik, başkan Evdem Okan bey ile tanıştık. Bırakın telefon şarzımızı takdırmamayı, derneğin kütüphanesini bize tahsis etti. Arasıra yanımıza gelerek ihtiyacımız var mı yok mu diye de sordu. İşte fark bu...
Röportajımız sırasında Metin ağabeyi biraz daha fazla tanıma fırsatı buldum. O solcu, gazeteci, yazar, dernekci, sendikacı, araştırmacı bir insan. Yani özellikleri çok olan biri. Değişik konuları içeren, Almanya’daki Türk kökenlileri ilgilendiren 13 ayrı kitabı var. Şuanda baskı aşamasında olan, baskıya hazırlanan bir kaç kitabı da sırada. Bu yönüylede sahasında tek isim. Sohbetimiz sırasında, “Ağabey sizinle dernekçiliğiniz üzerinede röportaj yapmak gerekir” diyerek bir başka söyleşi için söz alma girişimim oldu, fakat kendisinden “Daha reken” cevabını aldık. Her halde bunca yılın tecrübesini, yaşadığı iyi kötü hatıraları mutlaka yazıyordur.

Metin ağabey, bir zamanlar anayasamızda yer alan 141. ve 142. maddelerininde mağduru. Tam 15 sene hakkında takibat olduğu için Türkiye’ye gidememiş. Sohbetimizin sonunda, “beni ve binlerce vatandaşımızı derinden yaralayan, yaşadığım sürece affetmeyeceğim, Mussolin Hukuku İtalyasından alınmış, Türk Ceza Yasasında yer alan 141. ve 142. maddeler vardır. Annem öldü, babam öldü, ben onları onlar beni göremedi. Çünkü 141. ve 142. maddelerinden takipdeydik. Bu ceza yasası; benim gibi nicelerini yurdundan, yuvasından, anne ve babasından ve geleneklerinden kopartı” diyerek tepki verdi.

Yoksulluğu, fakirliği, işçiliği, gurbeti acılarıyla yaşamış; hasreti iliklerine kadar çekmiş, bedelinide ödemiş Metin ağabey emekli olmasına rağmen, çalışmalarına devam ediyor. Geçmişe özlem duyarak, daha çok yazılacak, üzerine gidilecek konuların olduğunu söylüyor. Görerek, yaşayarak, araştırarak, belgeleştirerek doğruları korkmadan yazmak gerekir düşüncesini aklından hiç çıkarmıyor . Geçmişe dönmek mümkün olsa, “Yine gazetecilik yaparım” diyerek de özlem duyuyor.

“Metin Gür” Kimdir:
1939 yılında Malatya ilinin Arapgir kazasına bağlı (Ormansırtı) Cücüğen köyü doğumlu, 150 haneli, ilk okulu olan ve eğitime o okulda başlayan ve başarı ile bitiren, o yıllarda dahi yazı yazmayı ve şiir okumayı seven yoksul bir ailenin çocuğu.

Köyde ilk külüphaneyi, iki tahtayı birbirine çakarak kurmuş. Kazaya gidenlere kitap şipariş etmiş, gelen kitapları rafa yerleştirerek 3 kitap lık kütüphane oluşturmuş. Şuan ev yıkılmak üzere imiş, fakat kütüphane daha sağlammış.

Daha sonra Ankara yılları başlamış. Mesleğin altın bilezik olduğunu idrak ettiği için gayesi bir sanat öğrenmekmiş. Bu düşünce ile bir matbaaya çırak olarak giriyor. Hemen hatırlatayım, o dönemde değil matbaalarda çalışmak, çırak olarak girmek bile büyük marifetti. Askerden geldikten sonrada imtihanla Milli Eğitim Basım Evi’ne kadrolu işe giriyor. Türk Ansiklobedisi'nin dizgi ve mizampajını A’dan Z’ye hazırlayan ekip içinde yer alıyor. (Ansiklobedi'nin önceki ismi “İnönü” imiş. Menderes geldikten sonra “Türk“ adını almış) O dönemde Basın İş Sendikası yönetim kurulu üyeliği ve denetleme kurulu başkanlığı yapıyormuş.

1968 yılında trenle Almanya’ya gelmiş. Köln – Pors’daki cam fabrikasında 1 sene çalışmış. Aile ve memleket özlemi ağır basınca geri dönmüş, fakat 3-5 ay sonra tekrar Almanya’ya gelmek zorunda kalmış. Bir süre Bayer İlaç firmasında çalışmış. Bu arada Köln’deki Türk İşçi Derneği ve Türk Gençlik ve Kültür Kulübü üyesi olmuş.

1991 ve 1992 yıllarında Avrupa Türk Gazeteciler Cemiyeti'nin başarılı gazetecilik ödülünü alıyor.

- O zaman Köln’de WDR’in Türkçe yayını vardı değil mi?
Evet, o radyoda Nurettin Tekindoğu ve Turan Dikkaya çalışıyorlardı. İşçi yurtlarına gidip mesaj alır ve yayınlardılar. O dönemde ülke özlemi çok yoğun yaşanırdı. Radyoda iyi bir iletişim aracıydı. Tabii ki, sadece Köln radyosu yoktu, Kısa Dalga radyo ile Türkiye’nin Sesi, Bedapeşte, Soyfa gibi radyolarda dinlenirdi. Herkesde de kısa dalga radyo vardı.

TKP’nin de radyosu vardı

- Budapeşta ve Sofya radyoları Türkçe mi yayın yaparlardı?
Evet, Türkçe ve çok ünlüydüler. Onlar çok ilginç yayın yaparlardı, işçi yurtlarında dinlenirdi. Türkü ağırlıklı, siyasi bilgiler içeren, mektuplar yayınlar, haberler verirdi. Daha sonra du radyolara TKP’nin (Türkiye Komünist Partisi) Bizim Radyo yayınıda eklendi. Moskova’dan yayınlandığı düşünülüyordu, fakat sonra öğrendik ki, Leipzig’ten yapılıyormuş. Bu radyolar Sovyet sistemi, sosyalist sistem çöktükten sonra kapatıldı.

- Daha çok siyasi radyolardı?
Siyasi içeriği ağırdı. Mektuplar yayınlanır, Türkiye’dek siyasi gelişmeler değerlendirilirdi.

- O yıllarda iletişim aracı daha çok radyolardı galiba... gazeteler hangi noktadaydı?
Birara Tercüman gazetesi geldi, Hürriyet’de vardı ama istikrarlı dağılmadılar. Akşam gazetesi geldi, Köln’de Volsforkschule’de ders veren Yılmaz Esen isimli bir arkadaş dağıtıyordu, Genç ve aktifti, gayesi Köln’den başlayarak bütün Almanya’ya gazeteyi ulaştırmaktı. Bir de Çetin Altan’ın “Taş” adlı bir köşesi vardı gazetede, çokda ünlüydü, onun için getirildiği söyleniyordu. Ama fazla devam etmedi.

1000 DM aylıkla anlaştık

- Ağabey, sizin gazetelerde imzalarınız oldu, kitaplarınız var, “İşçi Birliği” gibi dernek bültenlerinin sorumluluğunu yapmışsınız, nasıl başladınız bu işe?
Yazı hayatına Türkiye’de başla-dım. Merkezi İstanbul’da bulunan Basın Sendikası’nın dene-tim kurulu üyesiydim. Ankara'da ise Türk İş’e bağlı sendikanın Gündem adında haftalık bir gazetesi vardı. İlk defa burada yazmaya başla-dım. Bu gazetede “Haftaya Bakış” adlı bir köşem vardı; orada haftanın olayları-nı değerlendiriyordum. Aynı merak burada da devam etti. 8 – 9 derneğin kuruculuğunu yaptığı, Avrupa Türk Toplum-cular Federasyonu’nun (ATTF) bülteni vardı. Genel başkanı ve bülten’in sorumlusu bendim. Daha sonra Frankfurt’a taşındım. İşçi Birliği adında bir dernek kur-duk. O derneğinde İşçi Birliği adlı bir yayın organı bulunuyordu. 5000 tirajlı bu gazetenin künyesinde de benim ismim yazılıydı.

- Gazeteyi dağıtıyormuy-dunuz veya nasıl satıyordunuz?
Satıyorduk, giderekte büyüdü, tirajı arttı. Arkadaşlar yurtlarda, vatandaşlarımızın girip çıktığı mekanlarda satış yapıyorlardı. Satışlarla derneğin masrafları çıkıyordu.

Üzerinde  1 DM yazıyordu

- Fiyatı neydi bu gazetenin?
Üzerinde 1 DM yazıyordu. Ama vatandaş 2 – 5 – 7 Mark’da veriyordu. Burada bir anımı paylaşmak istiyorum: Büyük bir mağazanın kapısında satış yapan arkadaşlarımıza bir genç yaklaşıyor, “bu gazeteyi siz mi yayınlıyorsunuz” diye soruyor, “evet” cevabını alınca, “ben Türkiye’de bu işleri yaptım. İsterseniz size yardımcı olabilirim” diyor, arkadaşlar adresi veriyorlar, geldi tanıştık, o geldikten sonra gazetenin mizanpajı değişti.

Frankfurt’da 10 sene kaldıktan sonra Duisburg’a geldim. Gençlik merkezi ile 1 sene, sokak çocukları ile alakalı çalışmak üzere sözleşme yaptık. Bu çalışmamız tam 6 sene sürdü. Türkiye kökenli gençler; “neden uyuşturucu kullanırlar, sıkıntıları nelerdir, neden kahvehaneye giderler?” konularını araştırdım. Araştırmada o kadar ilginç anılarım oldu ki, “Neden Suçlu Oldular” adlı kitabımda bunları topladım. Kitap çok ilgi gördü, çünkü sahasında başka bir eser yoktu. Tam 15 cezaevine giderek 70’e yakın Türkiye kökenli gençlerle görüşmüştüm. 3 konu üzerinde durmuştuk: Cezaevine girmeden önceki yaşantısı? Cezaevi günleri nasıl geçiyor? Çıkınca ne yapacak?

15 cezaevi, 70 mahküm ile görüştüm

- Çok zor bir çalışma olmuştur herhalde... çünkü cezaevlerine girmek, orada gençlerle konuşmak çok kolay olmamıştır?
Tabii ki, kolay olmadı. Resmi makamlara müracaat edeceksin, soruları göndereceksin, ona göre size izin verecekler. Birde yanına memur veriyorlar onun yanında konuşacaksın. Yani birçok bürokratik işler. Bir iki bu yolu denedik, baktık çok zaman alıyor başka yollar denemeye başladık. Cezaevi ile çalışan kiliseler, kuruluşlar ve başka gruplar vardı. Onlarla gitmeyi denedik, oradan bir başka yol açıldı; ziyaret günü ailelerle gittik. Bazende ziyarete gidemeyecek ailelerin yerine gittik. Zevkli bir çalışmaydı. Münih, Hamburg, Berlin tam 15 cezaevi gezdik.

Bu çalışmadan sonra Bergkamen Kültür Dairesi’ne konuk yazar (Statschreiber) olarak davet edildim. Bu, yabancı işçiler üzerine başarılı yazarlara verilen bir destekleme ödülüydü. Orada 4 ay, yer altında madende çalışanlar üzerine araştırma yaptım. O çalışmamı “Benim Yabancı Yurdum” adlı kitabımda değerlendirdim.

13 basılmış kitabım var

- Toplam kaç kitap?
13 yayınlanmış kitabım var. Yayına hazır ve hazırlanmak üzerede bir kaçtane daha var.

- Ağabey, Milliyet Gazetesi'ndeki pozisyonunuz neydi, yazar olarak mı yoksa gazeteci mi?
Her ikiside, o yıllarda gazetenin Avrupa sorumlusuda Rifat Akkaya idi. Kitap fuarı nedeniyle Frankfurt’a gitmiştim. Gayem kitapları tanıtmaktı. Rıfat Akkaya kitabı gördü, çok beğendi, "Bu kitabı gazetede seri olarak yayınlayalım” dedi. Sözleşme imzaladık, Anlaşmamıza göre haftada veya 15 günde bir söyleşide olacaktı. Bunun karşılığı olarak ayda 1000 DM alacaktım. Çok iyi anlaşma oldu, parayada ihtiyacım vardı. İşte Milliyet’in kapısı bana bu şekilde açıldı.

- Kimlerle söyleşi yaptınız?
Çok sayıda sanatçılarla, dalında başarılı olmuş sendikacılarla görüştüm. Bunlar arasında ressam Aydın Karahasan, ressam İsmail Çoban, sendikacı Yılmaz Karahasan, Köln Ford fabrikalarında çalışan ve denetim kurulu üyesi olan Salih Gültiken, Alman cezaevlerinde yatan Türkiye kçkenli gençlerle, Papa Davası münasebetiyle tutuklanan M. Serdar Çelebi ile Roma dönüşü söyleşi yaptım.

- Milliyet gazetesinden sonra Cumhuriyet gazetesine geçtiniz, transfer mi oldunuz?
Hayır, Milliyet’te çok güzel gazetecilik yıllarım geçti. Hem yönetim hemde ben mutluyduk. Daha sonra gazete el değiştirdi. O zaman para sorunumuz oldu, ayrıldım. Ondan sonra çalışmalarımı Cumhuriyet’te değerlendirdim.

Milliyet’te çok zevkli yıllarım geçti

- Ağabey, bunca yıldır gazetecilik yapıyorsun, söyleşileriniz iyi takip ediliyordu. Size bu zaman için en ilginç röportajı kiminle yaptınız diye sorsam?
Biraz öncede söylemiştim, Milliyet’te çok zevkli yıllarım geçti diye. Milliyet’ten ayrılmamıştım, İran Devrimi’nin 10. Yılı idi. Rıfat Akkaya ile konuştum, beni İran’a gönderin dedim. “Tamam” dedi, masraflarımı karşıladılar, çok masraflı biri sayılmam, harcamadığım parayı geri getirip veren biriyim. Yakınlarım bu seyahate karşı çıktılar, “Başka yer bulamadın mı gidecek” dediler. Ama bir defa kafaya koymuştum, gidecektim ve gittim. Tahran’a indiğimde taksiciye beni “Yatacağım bir yere götür” dedim. Pansiyona gittik, Türkçe konuşan insanlar vardı. Resepsiyondaki insanlar hep erkekti. Odalarda bir yer yatağı vardı. Gözüme etrafta dolaşan siyah böcekler. Gece boyunca ne ben onları rahatsız ettim, ne de onlar beni. Marifet zoru başarmaktı, bunun içinde mesleği çok seveceksin, becerikli olacaksın, iç güdünü güçlendirecek, karşındakini insan olarak sevecek, o zaman hiç korkma gerek yok. Konuşup derdini anlatmayacak hiç insanla karşılaşmadım. Orada bir kaç gün kaldıktan sonra, T.C. büyükelçiliğe gittim, bir dönem Milliyet’te çalışmış bir gencin elçilikte sekreter çalıştığını öğrendim. Onunla tanışıp konuştuktan sonra , büyükelçiyle görüştük. Büyükelçi sohbetten sonra, “Aman dikkat edin, başına bir hal gelirse size bizde yardım edemeyiz. Çok insanımız var içeride; ayrıca İran’da uluslararası diplomatik kurallar geçerli değil” diyerek uyarısını yaptı.

Büyükelçiliğe, bir raslantı sonucu eski sovyetlerden Tahran'a gelen bir Azeri Türkü ile tanıştım. Onun yardımı ile Tahran'da tanınmış birkaç şairle görüştüm. Türkiye’deki vatandaşlarımıza benzer yakınlık gösterdiler, “Ağabey, gel bizde kal, yerimiz var” dediler. Misafirleri olduk. Onlarda başka bir Azeri ailesiyle tanıştırdılar. Bir sürede onlarda kaldım. Beni korudular; yaşantılarını o koşullar altında gelenek ve törelerini yakından izledim, gördüm. Çok iyi ve temiz insanlardı.

- Böceklerden kurtuldun demek?
Doğru böceklerden kurtulduk. Misafir olarak kaldığım aile beni düğüne götürdüler. Bende zaten merak ediyordum, nasıl düğün yapıyorlar, nasıl eğleniyorlar diye..

İran İslam Devrimi'nin yıldönümü erkinliklerine denk gelmişti Tahran'da oluşum. Yürüyüşcülerin arasına katılarak Azadi "Özgürlük Meydanı" meydanına gittim, adı Muhammet olan bir molla ile ayak üstü bir söyleşi yaptım. Bana ilk sözü şu olmuştu: "Siz “Atatürk’ü bırakın bizim gibi olun." Daha sonra Muta Nikahı yapan (1 saatlik evlilik) Hocatül İslam ve hukuk doktoru Zakiri’ye gittim. Onun misafiri oldum. Oda, diğer mollaların aksine şöyle diyordu: “keşke bizde de 3 tane Atatürk olsa idi!..” Hepsi birbirinden ilginç söyleşiler oldu. Bir yerde de az kalsın yakayı ele veriyordum, ucuz kurtulduk.

Adam birden değişti, bende şaşırdım

- Nasıl yakayı ele veriyordunuz?
Kum kentindeydim. Medreseyi buldum. Yanında da otel vardı, otele yerleştik. Gayem Medrese’deki çocuklara ulaşmaktı. Yardım eden birini bulmam gerekiyordu. Pazar yerine gittim, muhabbetinepazarcıya Türkçe olarak, “Kaç para” diye bir malın fiyatını sordum. Türkçe konuştuğumu duyan birisinin dikkatini çekmiştim, adam yanıma yaklaştı, “Türkçe konuşuyorsunuz” dedi. Evet, dedim. Ya siz.. “bende Kars’tan geldim” cevabını verdi. Kızı burada okuyormuş. Biraz konuşup sohbet ettik, neden geldiğimi anlattım, devrimin 10. yılı münasebetiyle burada bulunduğumu söyledim. O da kendinden bahsetti ve gel sana birini tanıştırayım diyerek oradan ayrıldık. 15–20 dakika yürüdükten sonra kapıyı çaldı, kapıyı islam giysili uzun boylu biri açtı. Evine çıktık, çay, kahve ve yemek yedik, daha sonra sohbete koyulduk. Bu kişi İstanbul’da islami bir dergi çıkarıyorlarmış, hakkında soruşturma açılınca İran’a iltica etmiş. Yani konulara hakimdi, sorularım arka arkaya gelince, not tuttuğumuda görünce, adam birden değişiverdi. “Ya siz benim yaşadığım ülkeyi kötülettirmek istiyorsunuz” diyerek tepki koydu ve elimdeki notları zorbalıkla aldı. O anda hem ben hemde o üzülmüştü. Nede olsa evinde ve misafirdim, yaptığının çok yanlış olduğunun farkındaydı. Özgürlüğümü elimden alıyorsunuz diyerek itiraz ettim. Fakat itirazlarım netice vermedi. Biraz israrlı olur gibi yaptım, bu defa “sizi ihbar etsem içeri atarlar, yaşayıp yaşamayacağınızın garantisi yok” diyerek tehditvari ikazda bulundu. Çaresizdim, otele geçtik. Çok üzülmüştüm, yanımdaki Karslı vatandaş, “Üzülme, ben onu ikna eder notlarını sana getirmeye çalışırım” dediysede, canım sıkılmıştı bir defa. Fakat Karslı vatandaşımız gerçekten ilgilenmiş, 2 gün sonra notlarıma kavuşmuştum.

- Ağabey, Cemalettin Kaplan olayı ile alakalı bir araştırmanız vardı ne durumda?
Bu çok kapsamlı bir çalışma. Mahkemeyi baştan sona takip ettim. Diyebilirim ki, Cemalettin Kaplan hareketini en yakından takip eden kişiyim. O günlerde çok gündemde ve popülerdi. Köln’deki merkezlerine sık sık giderdim. Rahatsız oldular, bana giriş yasağı getirdiler.

Gazeteciler emekli olmazlar

- Şuan aktif gazetecilik yapmıyorsunuz, emeklisiniz, şöyle geriye bir baktığınızda aklınızdan neler geçiyor? O günler için müsbet, menfi nasıl bir değerlendirme yaparsınız?
Ben emekliyim ama başka açıdan emekliyim. Gazeteciler, yazarlar için emeklilik diye bir şey söz konusu olmuyor. O bakımdan ben aynı hızla devam ediyorum. Gazeteler tekelleşmeden önce istediğimiz gibi yazılarımızı yazıyor, olayları yansıtabiliyorduk. Ama bu son yıllarda bunları yapamaz hale geldik. Siz işin içindesiniz, tanıdığınız arkadaşlar var. O nedenle kendimi ifade edebilecek, yazabilecek gazete olsa ben her zaman yazmaya hazırım. Fakat onu bulamıyoruz.

Geçmişdeki gazetecilik çok zevkli bir işti. Çok mutluydum, doya doya insan yaşıyor, istediği gibi yazıyor. İstediği gibi derken ahlaki kurallar içinde, doğruları araştırarak yazmak, olduğu gibi yazmak önemli, görerek, belgeleştirerek yazmak... O dönemlerde gazeteler ses getiriyordu, bizde araştırdığımız için mutlu oluyorduk.

Şimdi tekrar o güne dönülse aynısını yaparmısınız diye sorsanız, “Aynısını yaparım” derim. Çünkü o kadar yazılacak, üzerine gidilecek konular var ki, ne yazıkki bunlar hep içimizde duruyor, dışarıya yansımıyor.

Yorumlar

Yorumunuzu ekleyin...
Adınız Soyadınız:
Şehir
E-Mail:
   
Konu:
Bu konudaki yorumunuz:
 
Bu kategorideki öbür haberler
Sevilen ve başarılı iş adamı Adnan Derviş: “Hiç bir şey kolay elde edilmiyor” sözlerinin anlamlarını öğrendim (31.05.2014) (1154 okuma)
CDU, Bielefeld belediye başkan adayı Andreas Rüther iddialı konuştu: Bielefeld’in sıkıntısı, benimde arkamda güçlü bir CDU konseyi var (01.03.2014) (1149 okuma)
Tarihçi Dr. Latif Çelik: Nemrut Mustafa Paşa dönemini tanımayanlar Cumhuriyetin değerlerini anlayamazlar (30.11.2013) (1149 okuma)
Rüyam Moda Evi 20. yılını kutluyor Kaliteli hizmetle ayakta kaldık (30.11.2013) (1150 okuma)
Paderborn takımının yardımcı antrenörü Volkan Bulut EVLENiYOR (06.11.2013) (1175 okuma)
Warendorf’ta yaşayan görme engelli Remzi Eker: Aydınlığı tanırsanız, karanlığı bilirsiniz (06.11.2013) (1152 okuma)
Paderborn'da bir tarih noktalanıyor: Osmanlı Export-İmport 15 Haziran'da kapanıyor (04.06.2012) (1153 okuma)
Geçmişe dönmek mümkün olsa, “yine gazetecilik yapardım” (07.02.2012) (1149 okuma)
Tecrübeli gazeteci Bahattin Omurcan hayatını anlattı (29.12.2011) (1145 okuma)
Başlık değişince arkamdan kovaladı (13.12.2011) (1139 okuma)
“Öyle çok anlatacakları oluyor ki...” (30.09.2011) (1144 okuma)
“Yabancı, Alman değil, ‘Biz’ diyebilmeliyiz” (13.01.2011) (1144 okuma)
Mahkumlar Cuma namazı kılmak istiyor (13.09.2010) (1143 okuma)
WEFA Müdürü Musab Aydın açıkladı: Proje masrafları yardımlardan kesiliyor (09.08.2010) (1246 okuma)
Yüksel: "Allah bana hanımlar konusunda ikramda bulundu" (10.05.2008) (1145 okuma)
Keşke bir tek konu ile ilgilenseydim” (12.04.2008) (1138 okuma)
Bu adam boştur diyemezler (15.03.2008) (1140 okuma)
Butto’nun suikastını yaşadım!” (08.02.2008) (1142 okuma)
“Aile’nin desteği başarıyı getirir” (05.11.2007) (1141 okuma)
Avukat Tuncer “Şans oyunlarına dikkat” dedi. (05.06.2007) (1152 okuma)
Kağıda bas
Mustafa Gencer
Almanya’ya Göçün 50. Yılı Hakkındaki Etkinliğe Çağrı
Ozan Yusuf Polatoğlu
Ramazan Fasten Festi Ramazan
Inanc Kösesi
İftar davetleri gösterişli olmasın
Erdal Yıldırım
Beşiktaş Bu Sene Harika
Orhan Aras
Karlı Aşırım
Şefik Kantar
Gurbette ilk seçim
Cemil Şahinöz
Almanya’da cemaatçılık olmaz, müslümanlık olur
Misafir Kalem
Bir Ramazanı daha yaşamak…
Dr. Ayhan Anıl
Depresyon ve okulda başarısızlık
Yasin Baş
Trotz Rückgangs rechtsextremer Einstellungen steigt Hass auf Muslime
Hasan Karaca
Almanya'da İslam Din Dersi Bir Kullanıcı Hatası
Nihan Çamur
Su, hadi kalk yatağını bul
Serdar Yüksel
Safımız belli...
 

Diğerleri 0

KÖŞE YORUM
 
Tesekkür ederiz

Diğerleri 1

 
WEFA Müdürü Musab Aydın açıkladı: Proje masrafları yardımlardan kesiliyor (1246)
K.O. damlası beyin ölümü yaşatıyor (1200)
Döner Arabası modasına Efe Döner’de katıldı (1196)
Matiss’e Dünya Standartları sertifikası (1185)
Seda Supermarkt sahip değiştirdi (1181)