İlkokul Müdüresi Dilek Irmak’tan ailelere çağrı: Çocukları Birlikte Koruyalım

Bugün çocuklarımızın en çok ihtiyacı olan şey; pahalı oyuncaklar, son model telefonlar ya da kusursuz hayatlar değil… Onların en çok ihtiyacı olan şey; anlaşılmak, dinlenmek, görülmek, sevildiğini hissetmek ve güven duymaktır.

Bielefeld Südschule Kuzey Ren-Vestfalya İlkokulu Müdüresi Dilek Irmak

Bugün artık hepimizin durup gerçekten düşünmesi gereken çok önemli bir gerçek var:
Zaman değişti…
Çocukluk değişti…
Hayat değişti…
Ve ne yazık ki çocuklarımızın büyüdüğü dünya artık eskisinden çok daha karmaşık, çok daha hızlı ve çok daha yorucu bir hale geldi.
Yaklaşık dokuz yıldır Südschule Kuzey Ren-Vestfalya’da okul müdürlüğü yapıyorum. Her gün yüzlerce çocuğun gözlerine bakıyorum. Her birinin içinde sevgiye ihtiyaç duyan, anlaşılmak isteyen, görülmek isteyen küçük bir dünya var. Ama aynı zamanda her geçen gün biraz daha yalnızlaşan, biraz daha sessizleşen ve biraz daha ekranların içine çekilen çocuklar görüyorum.
Eskiden çocuklar sokakta büyürdü. Şimdi ekranların içinde büyüyorlar.

YAPAY ZEKA VE ŞİDDET DİLİ

Eskiden kötü örnekler uzaktaydı. Şimdi bir telefon ekranıyla çocuklarımızın odasına kadar giriyor.
Şiddet haberleri…
Sosyal medya baskısı…
Öfke dili…
Tahammülsüzlük…
Yanlış örnekler…
Ve artık bir gerçek daha var:
Yapay zekâ, yanlış bilgiler, sahte haberler ve gerçeği çarpıtan içerikler…
Çocuklarımız artık yalnızca gerçek dünyanın değil, yapay bir dünyanın da içinde büyüyor.
Bu yüzden artık bizim de gözlerimizi ve zihinlerimizi bu gerçekliğe açmamız gerekiyor. Doğru haberi yanlış haberden ayırmayı, gördüğümüz her şeye hemen inanmamayı, araştırmayı, sorgulamayı hem kendimizin öğrenmesi hem de çocuklarımıza öğretmesi gerekiyor.
Çünkü çocuklarımız bizden duyduk- larını değil, bizim nasıl yaşadığımızı öğreniyor.
Bugün teknolojiye uyum sağlamak zorundayız, hayat devam ediyor ve dünya değişiyor. Elbette çocuklarımızı bu çağdan uzak tutamayız. Ama bu değişimin bizi tamamen ele geçirmesine de izin vermemeliyiz.
Biraz durup anlamaya çalışırsak…
Biraz daha konuşursak…
Biraz daha bilinçlenirsek…
İnanın çocuklarımıza da anlatabiliriz.
Çünkü onlar bizim sandığımızdan çok daha fazla bizi dinliyorlar. Belki cevap vermiyorlar ama hissediyorlar. Belki göstermiyorlar ama örnek alıyorlar.
Bugün çocuklarımızın en çok ihtiyacı olan şey; pahalı oyuncaklar, son model telefonlar ya da kusursuz hayatlar değil…
Onların en çok ihtiyacı olan şey; anlaşılmak, dinlenmek, görülmek, sevildiğini hissetmek ve güven duymaktır.
Ben çocuklarımıza hiç kızmayalım demiyorum. Elbette zamanında bize de kızıldı. Ama artık biliyoruz ki yalnızca kızmak çözüm değil. Çünkü bugünün çocukları bizim büyüdüğümüz dünyada büyümüyor. Onların korkuları farklı, yalnızlıkları farklı, yükleri farklı…

SOSYAL MEDYAYI BİLİNÇLİ KULLANALIM

Bu yüzden artık çocuklarımızı yargılamadan önce anlamaya çalışmamız gerekiyor.
Telefonu tamamen yasaklayalım demiyorum.
Sosyal medyayı tamamen kapatalım da demiyorum.
Ama lütfen bilinçli kullanmayı öğretelim.
Çocuklarımızla konuşalım…
Onlara doğruyu ve yanlışı anlatalım…
Onları susturmak yerine dinleyelim…
Çünkü yasaklamak geçicidir, ama bilinç kazandırmak bir ömür sürer.
Ayrıca çocuklarımızın çok önemli bir gerçeği daha var:
Onlar iki kültür arasında büyüyorlar.
Bir yanda ailelerinden aldıkları kendi kültürleri, gelenekleri ve değerleri…
Diğer yanda yaşadıkları toplumun sistemi, düzeni ve yaşam biçimi…
Bu da çocuklarımızın omuzlarında görünmeyen ama ağır bir yük oluştura- biliyor.
Biz aileler de elbette kültürümüzü, dilimizi ve değerlerimizi kaybetme korkusuyla büyük çabalar veriyoruz. Çocuklarımız kendi köklerini unutmasın, nereden geldiklerini bilsin istiyoruz. Bu çok kıymetli ve çok değerli bir hassasiyet…
Ama bazen korkularımızla çocuklarımızın dünyası arasında sıkışıp kalabiliyoruz.

Dilek Irmak, Öztürk Gazetesi’ne konuştu

BASKI İLE DEĞİL ANLAYIŞ İLE YOL GÖSTERELİM

İşte burada en önemli şey dengeyi kurabilmek.
Ne kendi değerlerimizden uzaklaşa- lım ne de çocuklarımızın yaşadığı toplumdan kopmasına izin verelim. Çünkü çocuklarımız iki dünyanın arasında kaybolmak değil, iki kültürün güzellikleriyle güçlenmek istiyor.
Onlara korkuyla değil, güvenle yakla- şalım.
Baskıyla değil, anlayışla yol gösterelim.
Çünkü çocuklarımızın geleceği; çatışmalarda değil, kuracağımız sağlıklı köprülerde büyüyecek.
Ve bir başka önemli konu daha var ki artık bunu açıkça konuşmamız gerekiyor:
Saygı…
Bugün aileler olarak çocuklarımızdan saygı görmek istiyoruz. Dinlenmek, anlaşılmak, değer görmek istiyoruz. Anne ve baba olarak verdiğimiz emeğin görülmesini bekliyoruz. Bu en doğal hakkımız…
Ama aynı şekilde çocuklarımızın da saygıyı yaşayarak öğrenmeye ihtiyacı var.
Biz okula nasıl bakıyorsak, onlar da öyle bakıyor.
Biz öğretmene nasıl davranıyorsak, onlar da öyle davranıyor.
Biz sistem hakkında nasıl konuşuyorsak, onlar da aynı dili kullanıyor.
Oysa okullarda çalışan öğretmenlerimiz, görevlilerimiz ve eğitim emekçilerimiz sadece bir iş yapmıyor…
Onlar çocuklarımızın hayatına dokunmaya çalışıyor.
Bazen bir öğretmenin söylediği güzel bir söz, bir çocuğun hayatını değiştirebiliyor.
Bazen bir okul görevlisinin şefkati, çocuğun kendini güvende hissetmesini sağlayabiliyor.
Bu yüzden çocuklarımızın önünde birbirimizi yıkmak yerine birbirimizi desteklememiz gerekiyor.
Çünkü saygı sadece büyüklerden küçüklere beklenen bir şey değildir.
Saygı bir kültürdür. Saygı bir çerçevedir. Ve çocuklarımız o çerçevenin içinde büyür.
Bugün okullar olarak bizler elimizden geleni yapıyoruz. Sadece ders anlatmıyoruz; çocuklarımızı hayata hazırlamaya çalışıyoruz. Ama artık eğitim yalnızca okulun omuzuna bırakılabilecek bir konu değil.
Eskiden bir söz vardı:
“Kemiği benim, eti senin…”
Belki o dönemler farklıydı. Ama artık çocuk yetiştirmek tek taraflı yürüyen bir yol değil. Çünkü bugün biliyoruz ki bir yemek sadece etle değil, kemikle de lezzet alıyor. Yani her parça bir bütünü tamamlıyor.

Dilek Irmak, „Çocukları korumak zorundayız“ dedi.

ÇOCUĞA VERİLEN EMEK HİÇ BİR ZAMAN BOŞA GİTMEZ

Okul ayrı, aile ayrı düşünülerek artık çocuk yetiştirilemiyor.
Çocuklarımızı en iyi tanıyan insanlar; onları dört duvar arasında sevgiyle büyüten aileleridir. Biz öğretmenler de onların hayatına dokunan yol arkadaşlarıyız.
Bu yüzden birlikte yürümek zorundayız.
Ayrıca şunu da çok iyi biliyorum…
Aileler de çok yoruldu.
Hayatın yükü ağırlaştı.
Geçim kaygıları arttı.
Beklentiler çoğaldı.
Anne babaların omuzundaki sorumluluk her geçen gün daha da büyüdü.
Birçok annenin sessizce yorulduğunu, birçok babanın içten içe kaygı taşıdığını görebiliyorum.
Ama ne olur bunu unutmayalım:
Bir çocuğa verilen emek hiçbir zaman boşa gitmez.
Bugün uykusuz kaldığımız geceler…
Sabırla yaptığımız konuşmalar…
Onlara sarıldığımız anlar…
Dinlemek için ayırdığımız o birkaç dakika…
Bir gün karşımıza vicdanlı, güçlü, merhametli ve iyi insanlar olarak çıkacaktır.
Ve şunu unutmayın…
Yarının anne ve babaları bu çocuklar.
Yarının ailelerini, yarının toplumunu, yarının insanlığını büyütecek olan da yine bu çocuklar.
Bugün biz ne veriyorsak…
Bugün neyi normalleştiriyorsak…
Bugün neye izin veriyorsak…
İnanın yarın bunun kat kat fazlası karşımıza çıkacak.
Bu yüzden çocuklarımızı sadece dip- loma üzerinden değerlendirmemeliyiz.

HAYAT SADECE DİPLO MALARDAN İBARET DEĞİL

Elbette herkes çocuğunun başarılı olmasını ister. Doktor olsun, avukat olsun, hakim olsun ister… Ama hayat sadece diplomadan ibaret değildir.
Asıl önemli olan; hayata faydalı bir insan olabilmektir.
İyi bir insan olmak…
Vicdanlı olmak… Çalışkan olmak…
İnsanlara katkı sunabilmek…
İşte gerçek başarı budur.
Çünkü bu dünyada sadece doktora değil; emek veren işçiye de ihtiyaç var.
Sadece akademisyenlere değil; alın teriyle çalışan emektarlara da ihtiyaç var.
Öğretmene de ihtiyaç var, ustaya da ihtiyaç var, temizlik görevlisine de ihtiyaç var.
Her emek değerlidir.
Bu yüzden çocuklarımızı başkalarının hayallerine göre değil, kendi yete-neklerine, kendi mutluluklarına göre tanımamız gerekiyor.
Benim çocuğum neyle mutlu?
Ne yaparken parlıyor?
Hangi alanda kendini değerli hissediyor?
İşte bunu görebilmeliyiz.
Çünkü her çocuk aynı değildir.
Ve her çocuğun kalbine giden yol da farklıdır.
Belki bugün çok yoruluyoruz…
Belki bazen “Acaba yeterli miyim?” diye düşünüyoruz…
Ama inanıyorum ki her yorgunluğun sonunda emeğin en güzel karşılığı vardır.
O karşılık da yetiştirdiğimiz çocuklardır.
Çünkü biz bugün sadece çocuk büyütmüyoruz…
Biz geleceği yetiştiriyoruz.
Ve unutmayalım…
Bir çocuğun kalbine dokunmak, aslında bir toplumun geleceğini değiştirmektir.
Gelin çocuklarımızı kaybetmeden…
Onlar bizden uzaklaşmadan…
Birlik olalım.
Daha çok konuşalım.
Daha çok dinleyelim.
Daha çok anlayalım.
Daha çok sevgi gösterelim.
Çünkü çocuklarımızın en çok ihtiyaç duyduğu şey; mükemmel bir dünya değil, yanında duran bilinçli, anlayışlı, saygılı ve sevgi dolu yetişkinlerdir.

Bielefeld Südschule Kuzey Ren-Vestfalya İlkokulu Müdüresi Dilek Irmak

Fotoğraflar: Adnan ÖZTÜRK

Bielefeld Südschule Kuzey Ren-Vestfalya İlkokulu Müdüresi Dilek Irmak Öztürk Gazetesi objektifinde.